Yeni AsyaAbdil Yıldırım18 Kasım 2020
Okunma: 4  
Oylama:  
 0
 0
 Oy Verebilirsiniz
Sonraki Yazısı
Abdil Yıldırım
Abdil Yıldırım
Abdil Yıldırım
18 Kasım 2020
Çember daralırken

Fani dünya gibi fanisin sen de,

Ahiret yurduna bir gün gidersin.

Her ne kadar gitmek istemesen de,

Gönüllü gitmezsen, sürgün gidersin.

A.Y.

Sevdiğimiz, değer verdiğimiz, bir çok güzellikleri paylaştığımız güzel insanlar, aramızdan birer birer ayrılıp gidiyorlar. Cenab-ı Hak, her zaman farklı bir vesile takdir ettiği gibi, son dönemde de koronavirüs denilen bir sebebi perde yaparak hükmünü icra ediyor. İster bir salgın hastalık, ister trafik kazası, ister deprem, sel, veya başka bir sebeple olsun, herkese takdir edilen zaman dolduğunda, bir vesile ile Azrail Aleyhisselâm, sebeplerin perdesi arkasında kendisine verilen görevi ifa ediyor.

Her gün çevremizin biraz daha boşaldığını, biraz daha yalnızlaştığımızı hissediyoruz. Yakın zamanda gidenler arasına yakın akrabalarımız olduğu gibi, akrabadan daha yakın iman kardeşlerimiz, dostlarımız ve ağabeylerimiz de bulunuyor. Son bir hafta içinde Ali Kanıbir, Ahmet Uzsoy ve Ömer Yavuzyiğitoğlu ağabeyleri ahiret âlemine uğurladık. Gidenlerin yerine gelenler de var elbette, ama herkesin yeri ayrı olduğundan, her gidenin yeri boş kalıyor. Her birinin ayrı muhabbeti, ayrı hatıraları, hizmetleri bulunduğundan, her giden, arkasından bir hüzün bırakıyor.

Azrail Aleyhisselâm çevremizde dolaştıkça, "acaba bize sıra ne zaman gelecek" diye merak ediyoruz. Biz de sıramızı bekliyoruz. "Ecel gizli olduğundan, her bir günde ölme ihtimali var" Azrail Aleyhisselâm, ansızın bizim kapımızı da çalabilir. "Buraya kadar" diyebilir. Her geçen gün, bu ihtimal artıyor, çevremizdeki çember her an biraz daha daralıyor. Bir gün mutlaka bize de bu dâvet ulaşacak. Hiç kimsenin, "ben gelmiyorum" deme şansı yoktur.

İnsanın sevdiklerinden ayrılması kolay değildir. Ölüm ise, bütün sevdiklerinden, dost ve akrabalarından ve bu dünyadan ebediyyen ayrılmaktır. Bu durum, geride kalanlar için kolay dayanılacak bir şey değildir. Evlâdı vefat eden bir annenin veya anne ve babası vefat eden bir çocuğun acısını düşündüğümüzde, içimiz kan ağlar. Bu acıya dayanmak kolay değildir.

Ölümün zahiri yüzü, bu kadar korkunç ve karanlık olmasına rağmen, gerçek manası ve mahiyeti bilinse, hiç de o kadar acı ve karanlık olmadığı anlaşılır. Bunu anlamak için de, hayata ve ölüme iman gözüyle bakmak gerekir. İman gözüyle bakanlar, ölümün hiç de öyle korkulacak, endişe edilecek bir şey olmadığını görmüşler, bizim gibi gafillere de ölümün güzelliğini anlatmışlardır.

Ölümün mana ve mahiyetini en güzel bir şekilde anlatan Bediüzzaman Hazretleri, bizlere şöyle müjde veriyor: "Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır." (Mektubat, 20. Mektup)

Ölümü, dünyadaki hayatın külfetinden kurtulup, ebedî bir saadete gitme vasıtası olarak gören bir insan, ölümden korkar mı

Çalıştığı işinden emekli olan, ikramiyesini alıp geri kalan hayatında çalışma ihtiyacı duymayaca